26 Şubat 2010 Cuma

cennetlerin derecesi...


Muğîre İbni Şu‘be radıyAllahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Mûsâ sallAllahu aleyhi ve sellem Rabbine:

– Cennetliklerin en aşağı derecesi nedir? diye sordu. Allah Teâlâ da şöyle buyurdu:

– O, cennetlikler cennete girdikten sonra çıkagelen bir adamın derecesi olup kendisine:

– Cennete gir! denir.

– Yâ Rabbî! Herkes yerine yerleşmiş ve alacağını almışken ben nereye gideceğim? der. Ona:

– Sana dünya hükümdarlarından birinin mülkü kadar yer verilse razı olur musun? diye sorulur. O da:

– Razıyım yâ Rabbî! der. Bunun üzerine Allah Teâlâ ona:

– İşte öyle bir mülk senindir. Bir o kadar daha, bir o kadar daha, bir o kadar daha, bir o kadar daha buyurur. Beşincisinde o adam:

– Razı oldum yâ Rabbî! der. Allah Teâlâ ona:

– İşte bu kadar şey hep senindir. Onun on misli de senindir. Bir de neyi arzu ediyorsan, gözün neden hoşlanıyorsa hepsi senindir, buyurunca adam:

– Razı oldum yâ Rabbî! diyecek.

Daha sonra Mûsâ aleyhisselâm :

– Yâ Rabbî! Cennetliklerin en üstün derecesi nedir? diye sordu. Allah Teâlâ şöyle buyurdu:

– Onlar benim seçtiğim kullardır. Onların kerâmet fidanlarını kudret elimle ben dikip mühür altına aldım. Onlara hazırladığım nimetleri ne bir göz görmüş, ne bir kulak duymuş, ne de bir kimsenin hatır ve hayalinden geçmiştir.”
(Müslim, Îmân 312)

25 Şubat 2010 Perşembe

MEVLİD KANDİLİ



Bu geceye hürmet etmek, sevinmek, bütün senenin bereketli olmasına sebep olur. Mevlid gününün fâzileti Cuma günü gibidir. Cuma günü, Cehennem azâbının durdurulduğu hadîs-i şerîf ile bildirilmiştir. Bunun gibi, Mevlid gününde de azâb yapılmaz. Mevlid geceleri sevindiğini göstermeli, çok sadaka vermeli, da'vet olunan ziyâfetlere gitmelidir."

(İmâm-ı Celâlüddîn Abdurrahmân bin Abdülmelik Kettânî)


8 Mart Pazar gününü Pazartesiye bağlayan gece, Yüce Yaratıcının insanlığa gönderdiği en son rahmet elçisi, ilahi vahyin son ve tamamlayıcı halkası Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (as)’ın hicri takvimle Mevlid kandilini idrak edeceğiz.
Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de “Andolsun ki Resûlullah’da sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokca zikredenler için mükemmel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 33/21) buyrularak Sevgili Peygamberimiz’in hayatı bizlere ‘en güzel örnek’ olarak takdim edilmekte ve onu örnek almamız istenmektedir. O yüce elçi, hem ferdi, ailevi ve sosyal hayatı hem de söz ve açıklamaları ile insanlığa kıyamete kadar kalıcı bir rehberlik ve örneklik sunmuştur.
Kur’an’da “Allah’ın sevgisine mahzar olmanın Hz. Peygamber’e tabi olmaktan geçtiğinin” (Âl-i İmrân, 3/31) ve “Hz. Peygamber müminlerin içinde olduğu sürece Allah’ın kendilerine azab etmeyeceğinin” (Enfâl, 8/33) vurgulanması, Hz. Peygamber’in örnekliğinin inananlar için ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
Hz. Peygamber’i sevmek ve onu örnek almak demek; onun, insanlığın huzuru ve kalıcı mutluluğu için yaptığı çağrıyı günümüze taşıyarak hayatımıza yansıtmak, davranışlarımızı onun örnek ahlâkına, emir ve tavsiyelerine göre şekillendirebilmek demektir. Çünkü O’nun örnek hayat çizgisi, söz ve davranışlarının temsil ettiği değerler bütünü bizler için her zaman yaşanabilir ve uygulanabilir özelliktedir. Yüce Rabbimizin peygamberleri meleklerden ve olağanüstü güçlere sahip ve başka alemlere ait varlıklardan değil de içimizden seçmesi, bir beşer olarak göndermesi, peygamberlerin davetinin insanlar için anlaşılabilir, yaşanabilir, yapılabilir olduğunu göstermek içindir.
Rahmet Peygamberi Efendimizi örnek almamız, sahip olduğumuz sorumluluğu, misyonu, insanî ve ahlâkî değerleri fark etmek demektir. Dindarlığımızın olgunlaşması da O’nu tanımaya, anlamaya ve sevmeye bağlıdır. Dünya hayatının sonu gelmez koşuşturması, her bir yönden gelen bilgi kirlenmesi, iç dünyamızda yaşanan gelgitler arasında bocalayan bizlerin günümüzdeki önemli sorunlarından biri; Hz. Peygamber’in örnek hayatı ile kendi hayatımız arasında sağlam bilgiye dayalı bir köprü kuramayışımız, sonuçta insanlığa rehberlik edecek ve umut kapıları açacak ahlâkî duyarlılığa sahip dindarlıkların üretilemeyişidir. Bu nedenle, giderek dünyeviliğe, bireysel benliklerine, çıkar ve hazza dayanan bir hayata yönelen çağımız insanlarının, onun örnekliğine, manevî önderliğine, sevgisine, onu anlamaya ve sevmeye son derece ihtiyacı vardır.
Dürüstlüğü, emaneti korumayı, insan haklarına ve bunun önemli bir parçası olan kadın haklarına riayet etmeyi, yetim ve kimsesizlere kol kanat germeyi, ne sözle ne davranışla kimseyi incitmemeyi, iyilik yapmayı öğütleyen ve yaşayışıyla bunlara en güzel örnek olan Sevgili Peygamberimiz, yetimin elinden tutmuş, kimsesizlerin kimsesi olmuş, hiç kimseyi incitmemiş, bütün varlığa şefkat nazarıyla bakmış, karşılaştığı onca çirkin iftiraya ve dayanılmaz ezaya rağmen kötülüğe kötülükle karşılık vermemiştir. Sahip olduğu ahlâkî erdemlerle, Rabbimizin “Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin” övgüsüne mazhar olan Sevgili Peygamberimiz, paylaşmayı, sevgi ve saygıyı, ötekini anlamayı ve ona yardım elini uzatmayı, müsamahayı, affı, rahmeti ve merhameti sadece tavsiye etmemiş, bunları aynı zamanda yaşadığı örnek hayatında hep uygulamış, neticede bu ve benzeri erdemler Hz. Peygamber ve Sahabe topluluğunun hayat çizgisi olmuş, böylece sevgi, güven ve huzur temeline dayalı, kendisiyle ve Yüce Yaratanla barışık bir toplumu oluşturmanın yolları bizlere somut olarak gösterilmiştir.
Bu duygu ve düşüncelerle Mevlid Kandilinin bütün insanlığa rahmet, dış ve iç dünyamıza huzur getirmesini, Mevlid-i Nebi’nin toplumumuzda, O’nu yakından tanımaya, sevmeye ve O’nun sevgisi etrafında birleşmeye vesile olmasını Yüce Allah’tan temenni eder, vatandaşlarımızın, soydaşlarımızın ve tüm İslam âleminin Mevlid Kandilini tebrik ederim.

Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU
Diyanet İşleri Başkanı



İstiklâl Marşı’mızın şâiri merhûm Mehmet Akif Ersoy, “Bir Gece” adlı şiirinde bu muazzam ve mübârek olayı şöyle tasvir eder:


Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,
Kumdan ayın on dördü, bir öksüz çıkıverdi!

Lâkin, o ne husrandı ki; hissetmedi gözler,
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi;

Bir kerre, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi;
Bir kerre de mâmûre-i dünya, o zamanlar,

Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!


Fevzâ bütün âfâkını sarmıştı zeminin,
Salgındı, bütün şark’ı yıkan tefrika derdi.

Derken büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!

Bir nefhada insanlığı kurtardı o mâsum,
Bir hamlede kayserleri, kisraları serdi!

Aczin ki ezilmekti bütün hakkı, verildi;
Zulmün ki, zeval aklına gelmezdi, geberdi!

Âlemlere rahmetti evet şer’-i mübîni,
Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi.

Dünya neye sahipse, onun vergisidir hep;
Medyun ona cemiyeti, medyun ona ferdi.

Medyundur o Mâsuma bütün bir beşeriyyet...
Ya Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.

(Mehmet Âkif Ersoy, Safâhat, İstanbul 1975, S. 499)

23 Şubat 2010 Salı

Doktor bey'e söyleyin, dedi. Azrail, O'nun söylediğinden de güzelmiş!.

Onk. Dr. Haluk Nurbaki'den bir hatıra...

Ben, 40 yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi asan sayısız olayla karşılaştım ve bunları, o olaya şahit olanlarla birlikte belgeleyerek özel bir arşiv yaptim. Bunlardan 1976 yılında yaşanmış bir olayı size nakletmek istiyorum.

Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışına gitmek istemesine ragmen, bazi formaliteler sebebiyle o imkanı bulamamıştı. Serap'ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım. Ve kısa bir süre sonra da iyileştiğini gördüm.

Ancak Serap'in da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu. Bir iş kadını olan
Serap, 4 yıl kadar sonra bir ihale için İzmir'e gitmek istedi. Kış aylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim.

Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine 6 saat kadar mahsur kalmış.

Dönüşünden kısa bir süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serap bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu. Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak:

--''Doktor bey,'' dedi. ''Ben size...dargınım.''

-- ''Niçin?" diye sordum.

--"Siz...dindar bir insanmışsınız. Niçin bana da, ALLAH 'ı, ölümü, ahireti anlatmıyorsunuz?"

Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildigim için bu teklifi karşısında oldukça şaşırdım. O'nu üzmemeye çalışarak:

--"Doktora ulaşmak kolaydır'' dedim. ''Parayı bastırdın mı istediğine tedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın..."

Konusmaya mecali olmadığından "Ben o isteği duyuyorum" manasında başını salladi. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yani sıra, ebedi hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve dersler "hızlandırılmalı öğretime" dönmüştü. Anlattığım iman hakikatlerini bütün ruhuyla meczediyor ve arada bir soru soruyordu.

Vefatına bir hafta kala:
--"Doktor bey'' dedi. ''Ben ölürken ne söylemeliyim?"

--"Senin durumun çok özel" dedim. ''Kelime-i Sahadet sana uzun gelir. O anı fark edince ''Muhammed'' (s.a.v) sana yeter."

O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı. Çok ıstırabı olduğu için Serap'a sürekli morfin yapıyor ve O'nu uyutmaya
çalışıyorduk. Ben, bir iş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim.

Dönüşümde annesi telefon ederek:
--"Serap, bir haftadir morfin yaptırmıyor." Dedi. "Sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor."

Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasinin sebebini sordum. Aldığım cevabı hala unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum.

"Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanir ve son nefeste "Muhammed" diyemezsem?.

İşte Serap, böyle bir hanımdı. Bu arada benden istihareye yatmamı ve eğer bir kaç gün daha ömrü varsa, son günü uyanık kalacak şekilde morfin yaptırılmasını rica etti. Ben hiç adetim olmadığı halde cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap'in acizliği hürmetine sandığım salı gününe kadar yaşayacağına dair bir işaret sezdim.

Ertesi gün O'na:
--"Hiç korkma!" dedim. "İğneyi vurdurabilirsin."

Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da sordu:
--"Doktor bey...Azrail bana nasıl görünecek?"

--"Kızım," dedim. "O bir melek değil mi? Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir."

Salı günü Serap'in ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim. Ancak vefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandı. Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek:

-"Doktor bey, biliyor musunuz, bu evde biraz önce bir mucize yaşandı!" dedi ve devam etti:

--Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve "yataktan kalkması imkansız" denmesine rağmen kalkarak abdest aldı, iki rekat namaz kıldı.Bütün ev halkı hayretten donup kaldık. Ve kelime-i Şehadet getirerek vefat etmeden biraz önce de:

--"Doktor bey'e söyleyin, dedi. Azrail, O'nun söylediğinden de güzelmiş!.

20 Şubat 2010 Cumartesi

Başımız Eşikte Olmalı


Bir gün Yunus Emre Tabduk Emre’nin dergahında iken kendinde bir şey hissetmeyince başka kapılar aramaya başlar, dergahtan ayrılır. Yolculuk yaparken iki kişi ile yoldaş olur. Yolculuk yaparken yemek molalarında bu iki kişi birini şefaatçi kılarak Allah’tan yemek isterler ve ilahi bir sofra her seferinde önlerine gelir. Sıra Yunus Emre’ye gelir. Yunus Emre şöyle dua eder.

“Allahım! Bu iki kişi kimi şefaatçi kılarak senden nimet istedilerse ben de aynı kişiyi şefaatçi kılarak senden nimet istiyorum” der.

Anında İlahi sofra önlerine gelir. Yunus Emre’nin yol arkadaşları bu duruma şaşırır ve sorarlar sen kimi şefaatçi kıldın da bu nimet önümüze geldi derler. O da kendinde bir şey görmediği için şöyle cevap verir;

“Ben sizin şefaatçi kıldığınız kişiyi şefaatçi kılarak bu maide-i İlahiyeyi istedim. Siz kimi şefaatçi kılmıştınız.”

Onlar da “Tabduk’un halis bir müridi var. Kendinde bir şey görmüyor. O’nu şefaatçi kılarak Allah’tan nimet istemiştik.” derler.

Kendinde bir şey görmemek! Yunus Emre’ye haslık, halislik kazandıran duruştur. Dupdurudur. Kendinde bir şey görmenin diğer adı olan benlik o tertemiz suyu bulandıramamıştır. Erimiştir, su olmuştur.

Evet, yapılan iyilikler, güzellikler, kemalat Allah’tandır.

Yapılan kötülükler ise nefistendir.

Yunus Emre’yi Yunus Emre yapan yaptığı tüm kemalatı Allah’a vermesiydi. Kendine paye vermemesi olayların arkasında Allah’ı görmesindendi. Bu hal ayırmıştı Yunus Emre’yi Tabduk’un dergahından. Kendinde eksiklik gördüğü hal aslında zirvede olduğu haldir.

İşte bunu anlayan Yunus Emre, Tabduk Emre’nin kapısına koşar. Kapıyı çalar, Tabduk Emre evde yoktur. Hanımı çıkar ve der ki;

“Sen başını eşiğe koy. Kendisi kördür. Burdan geçerken ayağı sana takılır. Bu kimdir der. Yunus deriz. Bizim Yunus mu derse bil ki seni affetmiştir, kabul etmiştir. Hemen kalk eteğine sarıl.”

Tabduk Emre gelir, ayağı takılır. Bu kimdir der. Yunus derler. “Bizim Yunus mu” der ve Yunus Emre ayağına sarılır.

İşte biz de zaman zaman günahlarla Allah’tan uzaklaşıyoruz. Günlük yaşantımız , haramın ve günahın bu kadar burnumuzun dibine kadar gelmiş olması ayağımızın altını daha kaygan yapıyor.

Hiç günaha girmemenin pek de mümkün olmadığı bu ortamda bize düşen ne kadar günah işleyip uzaklaşmış da olsak Allah’dan, tekrar geri dönüp başımızı eşiğe koyabilmeliyiz.

Bir kere günah işledim ya da ben bir kere daldım bu günah bataklığına daha dönüşü olmaz mülahazalarının bir şeytan tuzağı olduğunu bilmemiz gerekiyor.

Çünkü bizim; kullarından bir kuluna

“Gel ne olursan ol yine gel;

Bin kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel.” dedirten, Tevvab (tövbeleri seven-kabul eden), Gafur (bağışlamayı seven) isimlerine sahip bir Mevlamız var.

Rahim olan Allah, ısrarcı olanlara bağışlama kapılarını açacaktır.

O yüzden başımız göz yaşlarımızın ıslattığı eşikte olmalı ve kabul edildiğimizin nişanı olacak “Benim kulum mu?” cevabını almadan o eşikten başımızı kaldırmamalıyız...


Gülşen Mutlu

Allah, diyen kalp ise…


Hoca vaazında;


“Bismillah diyerek yürürseniz, suyun üzerinden batmadan geçebilirsiniz.” der.


Bu söze inanan bir köylü, artık köprü yerine nehirden geçmektedir.


Bir gün hocayı evine davet eder. Kabul eden hocayla birlikte giderken, karşılarına nehir çıkar ve adam nehrin üzerinden yürüyerek geçer. Ama hoca suya girmeye cesaret edemez.


Şaşkın köylü:
“Hocam böyle dememiş miydiniz, gelsenize!”
diye seslenir.


Hoca şöyle cevap verir:
“Onu söyleyen dil bende; ama ona inanan kalp sende…!”
***
Ey Rabbimiz, hatalarımız bütün denizleri kirletecek kadar cesim ve ürpertici; Sana karşı tavırlarımız mahvolmuş kavimlerin hallerinden birkaç kadem daha ileri; kalbi, ruhi hastalıklarımız cüzzamdan, kanserden daha amansız; dertlerimizi dergahına açıyor, dermanı da Senden ümid ediyoruz. Sen kimsesizler kimsesi ve bizlerin melceisin. Senden başka ilah yok ki ona el açıp yalvaralım. Kapından gayri kapı yok ki varıp ona dayanalım. Senden başka sığınak bilmiyor, Senden başka güç ve kuvvet de tanımıyoruz. Gören, bilen, duyan sadece Sensin; aç ufkumuzu ve bize kendimiz olma idrakini lütfeyle.
Amellerimizi ihlasla derinleştir ve ümitlerimizi de ye`sin insafsızlığına bırakma…



Amin..

18 Şubat 2010 Perşembe

Cumanız Mübarek Duaların Kabul olsun



Cumanız Mübarek Duaların Kabul
Yaşantınız ALLAH Yolunda Ve Hayırlar İle Dolu Olsun
İNŞAALLAH….

“Kim Cuma günü bana salavat getirirse,
kıyamet gününde ona şefaatim hak olur”..(Hadis-i Şerif)
Elhamdülillahi Rabbil alemin
Esselatu vesselamu aleyke Ya Resulullah
Esselatu vesselamu aleyke Ya Habiballah
Esselatu vesselamu aleyke Ya Seyyide evvelin vel ahirin…



1- Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Allah katında günlerin efendisi Cuma’dır. O kurban ve Ramazan bayramı günlerinden de faziletlidir. Cuma gününde şu beş özellik vardır: 1- Hazret-i Âdem o gün yaratıldı. 2- O gün yeryüzüne indirildi. 3- O gün vefat etti. 4- O günde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir. 5- Kıyamet o gün kopacaktır. Allah’a yakın hiç bir melek, hiçbir gök, hiçbir yer yoktur, hiçbir rüzgar, hiçbir dağ ve taş yoktur ki, Kıyametin kopmasına sahne olacağı için Cuma gününün heybetinden korkmasın.) [Buhari, İ. Ahmed]

Cuma, müminlerin bayramıdır. Bugün yapılan ibadetlere en az, iki kat sevap verilir. Bugün işlenen günahlar da, iki kat yazılır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Sevaplar içinde Cuma günü ve gecesinde yapılandan daha kıymetlisi, günahlar içinde de, Cuma günü ve gecesinde işlenilenden daha kötüsü yoktur.) [Ramuz]

(Cuma günü günah işlemeden geçerse, diğer günler de selametle geçer.) [İ.Gazali]

(Cuma günü, kuşlar, vahşi hayvanlar birbirine, “Selam size, bugün Cumadır” derler.) [Deylemi]

(Cuma diğer Cumaya kadar ve fazladan üç gün içinde işlenen günahlara kefaret olur. Çünkü iyi bir amel işleyene on kat sevap verilir.) [Taberani]

(Dört gecenin gündüzü de gecesi gibi faziletlidir. Allahü teâlâ, o günlerde dua edenin isteğini geri çevirmez, onları mağfiret eder ve onlar bu günlerde bol ihsana nail olurlar. Bunlar: Kadir gecesi, Arefe gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi ve günleri.) [Deylemi]

(Cuma günü gusleden kimsenin günahları affolur.) [Taberani]

(Cuma günü sabah namazından önce, “Estağfirullahelazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh” okuyanın, deniz köpüğü kadar da olsa, bütün günahları affolur.) [İbni Sünni]

[Böyle büyük mükafat verilebilmesi için, o kişinin, düzgün itikada sahip olması, kul hakkını, kazaya kalan farzlarını ödemesi ve haramlardan vazgeçmesi şarttır.]

(Cuma günü veya gecesi ölen mümin, şehid olur, kabir azabından kurtulur.) [Ebu Nuaym]

(Ana-babanın kabrini, Cuma günleri ziyaret eden kimsenin günahları affolur, haklarını ödemiş olur.) [Tirmizi]

(Cuma günü 80 salevat getirenin, 80 yıllık günahı affolur.) [Dare Kutni]

(Cuma gecesi Yasin suresini okuyanın günahları affedilir.) [İsfehani]

(Cuma günü veya gecesi Duhan suresini okuyana Cennette bir köşk verilir.) [Taberani]

2- Kendisine Cuma namazı farz olan her müslümanın alış-verişini bırakıp namaza gitmesi farzdır. Özürsüz Cumaya gitmemek haramdır. Ezan okunurken de, alış-veriş yapmak mekruhtur. Halbuki alış-verişin kendisi helaldir. Yani alınan mal mekruh değil, helaldir. Fakat ezan okunurken alış-veriş yapılması mekruhtur. (Dürer)

Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Allahü teâlâ, bugünden itibaren kıyamete kadar size Cuma namazını farz kıldı. Adil veya zalim bir imam [başkan] zamanında küçümseyerek veya inkâr ederek Cuma namazını terk edenin iki yakası bir araya gelmesin! Böyle bir kimse tevbe etmezse, onun namazı, zekatı, haccı, orucu ve hiçbir ibadeti kabul olmaz.) [İbni Mace]

(Allah’a ve ahirete inanan, Cuma namazına gitsin!) [Taberani]

(Cuma namazını kılmayan kimsenin kalbi mühürlenir [iyilik yapamaz olur], gafil olur.) [Müslim]

(Cuma namazına giderken ayakları tozlanan kimseye Cehennem ateşi haramdır.) [Tirmizi]

(Cuma namazından sonra, yedi defa ihlas ve muavvizeteyn [yani iki Kul euzüyü] okuyan kimseyi, Allahü teâlâ, bir hafta, kazadan, beladan, kötü işlerden korur.) [İbni Sünni]

(Büyük günah işlenmediği müddetçe, beş vakit namaz ile Cuma namazı, öteki Cumaya kadar aralarda işlenen günahlara kefarettir.) [Müslim]

Seferi olana Cuma kılmak farz değildir, kılarsa farz sevabını alır. (Hindiyye)

Cuma namazı kılınmayan çok küçük köylerde ve kâfir ülkelerinde, cemaatle öğle namazı kılınır ve ikamet okunur. Cumanın sahih olduğu yerlerde, öğleyi cemaatle kılmak ve ikamet okumak mekruh olur. (Redd-ül Muhtar, Fetava-i Abdurrahim)

Mahkumlara Cuma namazı farz değildir. Öğle namazını cemaatle kılabilirler.

Cuma namazı yalnız erkeklere farzdır. Bu husustaki hadis-i şeriflerden ikisi şöyle:
(Cuma namazı kılmak, köle, kadın, çocuk, hasta hariç, her müslümana farzdır.) [Hakim]

(Cumaya gelmeyen erkeklerin evlerini yıksam diye düşündüm.) [Buhari]

Kadınların Cuma günü, öğle namazını evlerinde kılmak için cemaatin camiden çıkmasını beklemeleri şart değildir. (Hidaye)

3- Cuma günü oruç tutmak müstehaptır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Cuma günü oruç tutana, on ahiret günü oruç sevabı verilir.) [Beyheki]

Bazı âlimlere göre de yalnız Cuma günü oruç tutmak mekruhtur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Yalnız Cuma günü oruç tutmayın! Bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile tutun.) [Buhari]

(Sünnet ve mekruh olduğu bildirilen bir işi yapmamalıdır! Bunun için Cuma günü orucu perşembe veya cumartesi ile birlikte tutmalıdır!) (Redd-ül Muhtar)


bide cuma namazından sonra 7 ihlas 7 nas 7 felak okumak bi hafta boyunca her turlu kazadan beladan kötülüklerden koruyormuş Allah' ın izniyle...
şimdiden Cumamız mübarek olsun

Bizi Güçlü Kılan İki Şey;Dua ve Sabır...

BESMELE'NİN ANLAMI

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla başlar ve ancak Ondan yardım dileriz. Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, medih ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

Her hayrın başıdır ya Bismillah…
Kalbime Bismillah!!!
Ruhuma Bismillah!...
Aldığım , verdiğim her nefese Bismillah!...
Daralmış gönlüme euzu-besmele ki şeytandan ırak olayım…!
Ruhumu kasıp kavuran sıkıntıya bir besmele tadında yaklaşıyorum…ılık ılık…huzur dolu bir tatlılıkla benliğime şifa olsun diye…



Bir karanlığın ortasında kaybolmuşum …Etrafta acımın temsili haykırışlarım yankılanıyor…Aman Allah'ım..sağır olmak istiyorum bu feryad-u figana..biri durdursun en sesli çığlıklarımın yankısını…çıldırıyorum..imdadıma yetişsin bir el…soluğum kesiliyor…Da-ya-na-mı-yo-rum!...Ve karanlığıma ışık yakan bir ayet yankılanıyor acı dolu çığlığımı susturarak;


''yalnız Rabbine yönel.'' ( inşirah / 8 )

Sana yöneldim YaRab…Sana Dayandım…sensin tek tesellim..umudum…karanlıklarımı aydınlatan ışığım…buz tutmuş yanlarımı eriten güneşim…Kapına geldim zift karası kalbimide yanıma alıp…ferahlat kalbimi…huzurunla donat yüreğimin her zerresini…tut ellerimden…tut ki yapamam Sensiz.!!!!

Neden? Niçin? Niye? Hep bana ! demeyeceğim…hakkım yok…Ben bana sokakta yol verene bile bin bir kibarlıkla TEŞEKKÜR ederken ,sahip olduğum bu sonsuz nimetlerin Sahibine bir kere bile teşekkür edemedim…elim ayağım tutarken..gözüm görüp , kulağım duyarken…sağlığım yerindeyken..ailemle sıcacık evimizde keyif yaparken unutuluşa terk ettiğim şükrü ..teşekkürü edemediğim Rabbime karşı anlatılmaz mahcubiyette kaybolurken..küçücük dertlerle dertlenip birde utanmadan her ufak engel de '' neden hep benim başıma geliyor ? niye bir işim de düzgün gitmiyor ? niçin sıkıntılarım bitmiyor ?...BIKTIM! YORULDUM! DAYANAMIYORUM! '' diye diye şikayetlerimi nasıl da dile düşürdüm…

Sana sunulan gözleri aç…görebil-me yeteneğini faaliyete geçir! Bak kainat sana sunulmuş…Hadi teşekkür Et!...Gör ve duy ayetin sana anlattıklarını..yansıttıklarını;

Öyle ise siz beni (ibadetle) anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin!(Bakara-152.)
Sana nankörlük ettim Allah'ım…varlığıma kattığın hayat ..ve hayatıma kattığın tüm varlıkları hiçe sayıp teşekkür etmeyi..şükrü dilime dolamayı unuttum…

Ve şimdi Senin affına sığınıp şükre duruyorum ;
Verdiğin vermediğin…sahip olduğum olmadığım..Sen'ce bilinen her şey için… Sen'ce bilinen her şeyin sayısınca sonsuz şükür…
ELHAMDÜLİLLAH!!!!

Eziliyorum yüklerin altında..kalkışa geçemiyorum bunca acının sancının ağırlığından…nasıl bir yüktür taşıdığım..ayaza tutulmuş yüreğim donmuşken ısınmıyor hiçbir uzvum…gözlerimin göğünden yağmurlar boşalıyor..fırtınalar kasırgalar bitmek bilmiyor..dinmiyor acım…yaram kapanmıyor…sabrım taşıyor..nedir bu bitmek bilmeyen hayatımın her zerresine buz kestiren kışımın uzunluğu…hani tüm fırtınalar elbet dinerdi..dinmiyor..yalan mı söylediniz bana..bu kışın ertesi bahardı hani..bahardan eser yok..kandırmayın beni…çocuksu bakışlarıma aldanmayın…umutlarımın üzerine çığlar düşürmeyin..ben bu derdin altında can çekişiyorum..imdadıma kulaklarınızı tıkamayın…diye bin bir ağıt düzerken gönlümün daralan penceresini açıyorum…ve bir ayetin sıcaklığı sarıyor varlığımı ;

Allah, sabredenlerle beraberdir."(Bakara, 15)


Sabredeceğim elbet…bilirim ki Rabbim kullarına altından kalkamayacağı yük vermez…bu bir sınav..ve ben bu sınavı alnımın akıyla en yüksek notla geçeceğim inşallah…Dua dua kalkacağım o yükün altından..sabır sabır güç toplayacağım..ve bir besmele kuvvetiyle atacağım yükümü sırtımdan..ezilmek yok..güçsüz kalmak..korkuya kapılıp kaçmak..ağlayıp sızlanarak umudu tüketmek yok…Bana ..Rabbine aşık bana asla yakışmaz ümitsizlik..bu gece uzun sürebilir..ama elbette sabaha erecek..ve bu kış benim sabrımın duayla birleşimine şahit olup çiçek çiçek umut umut baharı sunacak gönlüme…

İnşirah inşirah..ayet ayet huzuru buluyorum Sana dayandıkca Rabbim…
Hani Sen demişsin ya Allah'ım ; '' Kulum Bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım '' Sana koşarak geliyorum…ve hissediyorum Seni yanımda…gözlerimin umutlu ışıltısı bu yüzden…kalbimin duracakmış gibi atması bu yüzden…dua dua koşuyorum Sana Yarabbi !

Peygamberimiz diyor ya :'' Dua, mü'minin silahıdır '' işte ben en kuvvetli silahımı almışım..

hiçbir dert beni yıkıma uğratamaz..dimdik ayaktayım bir dua asilliğiyle…Duayı en büyük sıkıntı imha edicim kılıp!...

Senden gelen herşeye amenna YaRabbi!...
Ve her sıkıntıda;
İnadına;
Dua dua dua
İnadına;
Sabır sabır sabır!...
Ve tabiki her hale sonsuz Şükür!...

Alıntı...

SELAM VE DUA İLE...