3 Ocak 2010 Pazar

Kalplerİnİzİn kapi ve pencerelerİnİ açin

"Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatıldıktan sonra
onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir?
Muhakkak ki biz, günahkârlara, lâyık oldukları cezayı veririz."
(Secde, 32/22)

Bu âyet–i kerimeyi duyup da duymamış gibi
davrananların vay hâline.
Bu âyetleri duyup da yan gelip
yatanlar zalimlerin ta kendileridir.
Bu konuda bir başka âyet–i kerimede de
şöyle buyrulmaktadır:
"Kendine Rabbinin âyetleri hatırlatıp da ona
sırt çevirenden, kendi elleriyle yaptığını
unutandan daha zalim kim vardır?
Biz onların kalplerine, bunu anlamalarına engel
olan bir ağırlık, kulaklarına da sağırlık verdik.
Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayete eremeyeceklerdir." (Kehf, 18/57)

Bu âyetleri duyduktan sonra yan gelip
yatanlardan olmayalım, tevbe, istiğfar edip,
Rabbimizin rızasına koşalım.
Şeriat ve tarikat vadilerinde yürüyelim.
Gelecek neslimizi doğru dürüst yetiştirelim,
yarın bir de elimizde yetişenlerden dolayı ebedî hayatımızı mahvetmeyelim.

Kardeşlerim! Evlat yetiştirelim, akrep değil.
bunu okuyanlar diyecek ki:
"Bizim çocuklarımıza akrep diyorsunuz, bu nasıl olur?"
"Şüphesiz Allah katında hayvanların en kötüsü,
düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir." (Enfal, 8/22)

Bu âyet kerime üzerine de şunu diyenleriniz olacak:
"Tamam, bizim kulaklarımız var, aklımız var.
Sabah evden çıkıyor, çalışıp didindikten sonra
akşama evimize gidiyoruz, başkalarının evine gitmiyoruz.
Gözlerimiz de görüyor, dilimiz de dönüyor.
" Bunu diyenlere derim ki; siz varın öyle düşünün.
Bizim bahsettiğimiz göz, başka gözdür,
kulak başka kulaktır.
Sizin anladığınız göz ve kulaklardan bütün hayvanatta var.

Mü'min kardeşlerim!
Her insanda dört tane göz var,
dört tane de kulak vardır.
Bu göz ve kulakların eşleri kalbimizdedir.
Âyet–i kerimenin anlatmak istediği de zaten budur,
insanın kalbindeki kulağının işitmesi,
kalbindeki gözünün görmesidir.
Âyet–i kerimenin uyarısı, kalp gözü ve
kalp kulağı kapalı olanlaradır.
Bu açıklama ile şöyle bir düşünün bakalım,
bu âyet–i kerime bizi içine aldı mı, almadı mı?
Aldıysa vay hâlimize! Allah bizi kurtarsın,
Allah bizi kalp gözü, kulağı açık olanlardan eylesin.

KALPLERİNİZİN KAPI VE PENCERELERİNİ AÇIN
"Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için
üzerinize rahmetini gönderen O'dur.
Melekleri de size istiğfar eder. Allah, mü'minlere karşı çok merhametlidir." (Ahzab, 33/43)

İçinizde güneşi bilmeyen var mı? Yok.
Güneş doğduğu zaman,
aydınlatmadığı bir tek nokta kalır mı?
Velev ki bir iğne ucu kadar olsun.
Güneş bütün karanlıkları aydınlığa çıkarır.
Güneş bizim evimizdeki lâmba gibi değildir.
Güneşin aydınlığından istifade etmek isteyen evler ne yapacaklar? Perdelerini açacaklar.
Sen evinin perdelerini sıkı sıkıya kapalı tutacaksın,
hatta ışık girmesin diye kalın perdeler kullanacaksın,
sonra da şikâyet edeceksin ki,
güneş benim evimin içini aydınlatmıyor.
Demezler mi adama ki, kardeşim sen evinin
perdelerini açtın da güneşin ışığı evine girmem mi dedi?
Burada kabahat güneşte mi yoksa ev sahibinde mi?
Elbetteki ev sahibinde.
Aç evinin perdelerini, güneş de içeriyi aydınlatsın.
İşte insanın kalbi de böyledir.
İnsanın kalbi bir ev gibidir. Beytullah'tır, Allah'ın evidir.
Kalp evinin de kapısı, penceresi var.
Mevlâ Teâlâ'nın nuru kalp evinin kapısına,
penceresine gelip dayanıyor, dışarıda nur parlıyor,
ama ne yazık ki ne kapıyı açan var,
ne de pencereyi. Ne oluyor?
Kapıya kadar gelen nimetten istifade edilemiyor.

Burada şu soru sorulur:
Kalbin kapısı ve penceresi nasıl açılır?
Kalbin kapısını açacak olan zikirdir.
Kul zikrettikçe,
kalbin kapısı ve penceresi yavaş yavaş açılmaya başlar.
Açılan kapı ve pencerelerden Mevlâ Teâlâ'nın nuru içeri girer.
Mevlâ Teâlâ'nın nuru kalbe girmeye başladı mı,
kalp aydınlanmaya başlar,
kalpteki zülumat nura dönüşür.
Kalp, Mevlâ Teâlâ'nın nuru ile dolunca,
kalp evi tamamen aydınlanmış oluyor.
Kalp evinin sürekli aydınlık kalması için kapı ve pencerenin hiç kapanmaması gerekiyor.
Eğer kapı ve pencere kapanırsa, sonuç yine karanlık olur.
Bu mânayı dikkate alarak âyet–i kerimenin
bize anlatmak istediği şudur:

"Ey kullarım! Her vakit kalbinizin penceresi açık olsun,
benim nurum her zaman kalplerinize
girip orayı aydınlatsın."
Daha açık bir ifade ile;
"Beni çok anın, beni her an zikredin,
ben nerede zikrediliyorsam benim nurum oradadır." deniyor.

Güneşi düşünelim,
şimdi bizi aydınlatan şu gördüğünüz güneş,
bundan on saat evvel dünyanın öbür ucundakileri aydınlatıyordu. Mevlâ'mız tarafından yaratılmış bir varlık
olan güneş böyle.
Ya Rabbimiz?
O, nasıl olduğunu şöyle haber veriyor:
"Ben her zaman hazırım,
bir an bile gafil olmam mümkün değildir. Ne arkadayım,
ne de öndeyim. Sizler benden habersiz,
gafil bir hâldesiniz.
Benim nurumun parlamadığı zaman yoktur.
Sizler kalplerinizin kapılarını,
pencerelerini kapalı tutuyorsunuz,
sonra da benim nurumdan nasip alamıyorsunuz,
benden habersiz oluyorsunuz."

Mahmud Efendi Hazretleri k.s. hazretleri....

Ya Rab! Bizlere iki cihan saadeti ver.

Ya Rab! Bizlere iki cihan saadeti ver. Her iki cihanda bizi gaye-i hayalimize ulaştır.



Ya Rab! Kusurumuzu affet, bizi kendine kul kabul et, emanetini kabz etme zamanına kadar bizi emanette emin kıl.

Ya Rab! Senden rahmetini celbedecek şeyleri, gerçekleşmesi muhakkak olan mağfiretini, her türlü günahtan korunmayı, her türlü iyiliği kazanmayı, cennetle serfiraz olmayı ve cehennemden kurtuluşu diliyoruz.

Ya Rab! Nefsimizin kötülüklerinden Sana sığınıyoruz.

Ya Rab! Bizi salih amellere ve güzel ahlâka ilet. Zira bunların salih olanına ancak Sen ulaştırır, kötülüklerden de ancak Sen alıkoyarsın.

Ya Rab! Fayda vermeyen ilimden, ürpermeyen kalpten, doymayan nefisten, icabet edilmeyen duadan Sana sığınıyoruz.

Ya Rab! Nimetin zevalinden, afiyetin değişmesinden, azabın ansızın gelip çatmasından ve gazabına sebep olacak şeylerden Sana sığınıyoruz.

Ya Rab! Sıkıntıdan, üzüntüden, tasadan, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, borcun altında iki büklüm olup ezilmekten ve insanların galebe ve tasallutundan Sana sığınıyoruz.

Ya Rab! Hatalarımızı kar ve dolu suyu ile yıka, kalbimizi günahlardan, beyaz elbisenin kirden temizlendiği gibi temizle. Ve bizimle günahlarımızın arasını, doğu ile batının arasını ayırdığın gibi ayır.

Ya Rab! Bizlere kendimizi bulmayı ilham et.

Ya Rab! Bizleri sev, gören gözümüz, işiten kulağımız, tutan elimiz, yürüyen ayağımız ve konuşan dilimiz eyle.

Ya Rab! Huyların, amellerin, arzuların ve hastalıkların kötülüklerinden Sana sığınıyoruz.

Ya Rab! Bizlere iki cihan saadeti ver. Her iki cihanda bizi gaye–i hayalimize ulaştır.

Ya Rab! Bizlere hayırlı ölüm nasip et. Kabir azabından, hayatın ve ölümün fitnesinden Sana sığınıyoruz.

Allahım! Senden, her an yalvaran diller, korkudan ürperen gönüller istiyoruz. Tevbelerimizi kabul et. Bizi günahlardan arındır, dua ve isteklerimize cevaplar lutfeyle! Delil ve burhanlarımızı hedefine yönlendir, kalplerimizin ufkunu aç, dilimizi doğruluğa bağla ve gönül kirlerimizi temizle!

Allahım! Senden her işimizde sebat, Kur’an yolunda kararlılık ve nimetlerine karşı da duyarlılık hissi bekliyoruz. Kapına yönelenleri boş çevirme! İtaatte bulunanlara bol bol karşılık ver, Sana baş kaldıranlara da doğru yolu göster.

Allahım! Muzdariplerin dualarını icabetle taçlandır, sıkıntıda bulunanları lütfunla şâd eyle, hasta ruhlara hususi muamelede bulun, küfür ve ilhad içinde bocalayanlara da nurunu göster; göster de kalmasın hiçbir yanda karanlık bir nokta!..

Allahım! Sevgini, Seni sevenin sevgisini ve Sana yaklaştıran sevgiyi bize nasip et. (Amin)

2 Ocak 2010 Cumartesi

KİM ONLAR?


Onlar;
"Allah'ın Adı Anıldığı zaman Kalpleri ürperir."
(8/Enfal-2)

Onlar;
"Allah'a asla şirk koşmazlar."
(25/Furkan-68)

Onlar;
"(Her türlü) Zinaya asla yaklaşmazlar."
(25/Furkan-68)

Onlar;
"Namazlarını Huşu içinde Ve Dosdoğru kılarlar."
(23/Mü'minun-2)

Onlar;
"Boş şeylerden tümüyle yüz çevirirler."
(23/Mü'minun-3)

Onlar;
"Mallarıyla Ve Canlarıyla Cihad Ederler."
(9/Tevbe-20)

Onlar;
"Cahillerle asla tartışmazlar."
(25/Furkan-63)

Onlar;
"Kınayıcının kınamasından Hiçbir zaman korkmazlar."
(5/Maide-54)

Onlar;
"Emanetlerine ihanet etmezler."
(23/Mu'minun-8)
Onlar;
"Söz verdiklerinde sözünde dururlar."
(2/Bakara-177)

Onlar;
"Yetimin hakkını kesinlikle yemezler."
(4/Nisa-2)

Onlar;
"Yolda kalmışlara yardım ederler."
(2/Bakara-177)

Onlar;
"İnsanların kusurlarını affederler."
(3/Ali imran-134)

Onlar;
"Yalnızca Allah'a dayanıp güvenirler."
(58/Mücadele-10)

Onlar;
"Yeryüzünde Alçak gönüllü olarak yürürler."
(25/Furkan-63)

Onlar;
"Yoksulluk yüzünden evlatlarını öldürmezler."
(6/En'am-151)

Onlar;
"Hakk'ı bile bile gizlemezler."
(2/Bakara-42)

Onlar;
"İnananlara 'Sen Mü'min değilsin' demezler."
(4/Nisa-94)

Onlar;
"Namuslarını (ırzlarını) korurlar."
(23/Mü'minun-5)

Onlar;
"Anne Ve Babalarına öf Bile Demezler."
(17/İsra-23)

Onlar;
"Kötü zandan ve gıybetten kaçınırlar."
(49/Hucurat-12)

Onlar;
"Ahidlerine (Sözlerine) sadıktırlar."
(23/Mü'minun-8)

Onlar;
"Zekatlarını Hakkıyla Verirler."
(2/Bakara-177)

Onlar;
"Mü'minlere karşı alçak gönüllüdürler."
(5/Maide-54)

Onlar;
"Darlıkta ve bollukta da infak ederler."
(3/Ali imran-134)

Onlar;
"Gerçekten felaha kavuşanlardır."
(23/Mu'minun-1)

Onlar;
"Allah'ın ayetlerini az bir menfaatle değiştirmezler."
(3/Ali imran-199)

Onlar;
"Rasullerden hiçbirini birinden ayırt etmezler."
(2/Bakara-136)

Onlar;
"Ahirete kesin olarak inanırlar"
(2/Bakara-4)

Onlar;
"Allah’ın indirdiği kitaplara iman ederler"
(2/Bakara-4)

Onlar;
"Hidayete tabi oldukları için mahzun olmazlar"
(2/Bakara-38)

Onlar;
"Basiret sahibidirler"
(7/A’raf-201)

Onlar;
"Allah korkusundan titrerler"
(23/Mümimun-57)

Onlar;
"İhsan sahibidirler"
(16/Nahl-128)

Onlar;
"Namazlarını korurlar,devamlı kılarlar"
(23/Mümimun-9)

Onlar;
"Rablerinin ayetlerine iman ederler"
(23/Müminun-58)

Onlar;
"Temiz akıl sahibleridir"
(39/Zümer-18)

Onlar;
"Büyük günahlar ve hayasızlıktan sakınırlar,Öfkelendikleri zaman kusurları affederler"
(42/Şura-37)

Onlar;
"Haksızlığa karşı aralarında yardımlaşırlar,güç birliği ederler"
(42/Şura-39)

Onlar;
"Seher vakitlerinde bağışlanma dilerler"
(51/Zariyat-18)

Onlar;
"Rablerinin azabından korkarlar"
(70/Mearic-27)

Onlar;
"Şahidliklerini dosdoğru yaparlar"
(70/Mearic-33)

Onlar;
"Hidayet üzere olanlardır"
(2/Bakara-157)

Onlar;
"Muttakilerdir,Allahın çizdiği sınırları koruyanlardır"
(2/Bakara-177)

Onlar;
"Doğru olanlardır"
(49/Hucurat-15)

Şeytan Namaza Kaldırdı!


Namazın Dinimizdeki yeri ve önemi çok büyüktür.Namaz Dînin Direği, Îmânın Nûru,Mü'minlerin Mi'râcıdır.
Allahü teâlânın hoşnut olduğu bütün amellerin en faziletlisİ Namazdır.Namaz kılmayanın kalbi kararır.Namaz kılmak,bizim hiç bir işimizi aksatmaz. Hatta namaz kıldığımız zaman huzur bulup, işimizi,gücümüzü daha canla başla yapmaya gayret ediyoruz. Namazını kılan,kişi kul hakkından, haramdan korkar, vazifesini ihmal etmez.Rabbim hakkıyla,hakiki kılanlardan eylesin.Bir namaz kaçırdı diye bu kadar perişan olanlardan eylesin Rabbim, cümlemizi inşaAllah.

Şeytan Namaza Kaldırdı!

Bayezid-i Bistami Allah aşkında o kadar ileri ve ibadette o derece yüksekti ki,namaz kılarken Allah korkusundan göğüs kemikleri gıcırdar,yanında bulunanlar bunu duyardı.

Bayezid-i Bistami,bir gece çok uykusuz ve yorgundu.Bu yüzden uykusu çok ağırlaşmış,sabah namazına uyanamamıştı.Namazını kaza edip ağlayıp inledi,sel gibi göz yaşı döktü.O kadar çok tövbe istiğfar etti ki,üzüntü ve acıdan yanan kalbini sevince boğacak şöyle bir ses işitti:

-Ey Bayezid,bu günahını affettim.Pişmanlık ve ağlamanada,yetmiş bin namaz sevabı ihsan ettim.

Aradan birkaç ay geçtikden sonra yine uykusu bastırdı.Şeytan gelip,Bayezid-i Bistami'nin mübarek ayağından tutarak uyandırdı:

Kalk namazın geçmek üzere,dedi.Bayezid-i Bistami karşısında şeytanı görümce şaşırdı:

-Ey mel'un! Sen hiç böyle yapmazdın.Herkesin namazının geçikmesini,kazaya kalmasını isterdin.Şimdi nasıl olduda beni uyandırdın?

Şeytan şu cevabı verdi:

-Birkaç ay önce sabah namazını kaçırdığında,pişmanlığın ve üzüntün sebebiyle çok ağlayıp inlediğin için affedilmiş,ayrıca yetmiş bin namaz sevabı almıştın.Bugün okadar sevaba kavuşmayasın diye seni uyandırdım!

1 Ocak 2010 Cuma

Namaz insanı kılar" Kıl beni ey namaz.


Zaman puslu bir nehir gibi akıyor içinden. Kıyılarını bilmiyorsun. Nerede başladığını bilmiyorsun. Nerede bittiğini bilmiyorsun. Hangi yöne aktığını bilmiyorsun nehrin. Sadece akıyor, sadece akıyor. Çağıltısını duyuyorsun sadece. Yatağına kırgın gibi; bazen taşıyor, bazen duruluyor, bazen çekiliyor. Kimse kenarında kalmıyor bu nehrin; seni de içine çekiyor, sevdiklerini göğsüne alıyor, sevdalarını sürükleyip uzak denizlere döküyor.

İçine kıvrılıyor gibi zaman. Göğsüne sokulup aşklarına dokunuyor, acılarını dokuyor. Aklında hesapları yarım bırakıyor, kalbinde yaralar açıyor, tenini dağlıyor. Hüsran içinde hüsran büyütüyor. Hayâl köprülerinin altından geçiyor. Taştan hatıralarını okşuyor. Kıvrım kıvrım içinden akıyor. Sana dokunuyor zaman. Seninle tükeniyor.

İçinde kıvranıyor zaman. Seninle tükeniyor. Yağmur sularına hasret kumlar gibi kuruyor, eriyor. Bozuk saatlere aldanıyor. Şarkı sözlerine dolanıyor. Hülyâların göğsüne kanıyor. Yalancı şafaklarla oyalanıyor. Akşamları göllerde dinleniyor. Öğle vakitleri koşturuyor. Şehirlerin telaşında eriyor. Anlamsız duvarlara gölge olup sokuluyor. Düşen yaprakla sırdaş olup dertleniyor. İçinde ağlıyor zaman. İçinde kıvranıyor.

İşte sabah. Lâl dudaklı bir sevgili zaman. Alnından öpüyor her şafak. Gözlerini açtığın yerde buluyorsun kendini. İşte bir kez daha varsın. Var edilmişsin. Uykunun çatlaklarından sızıyor gibi nehir. Elinden tutuyor; taze bir güne yolcu ediyor seni Sevgili. Kendini unuttuğun yerde yeniden hatırlanıyorsun. Kendini unutturduğun demde yeniden insan oluyorsun. Uyanıyorsun. Uyanıyorsun. Göz kapaklarını açmaktan fazlasını yapıyorsun.

Anla ki sen kendine ait değilsin. Bir göz kapağının ardında yitebilirsin. Gecenin koynunda sevdiklerinden kopabilirsin. Zaman nehri ayırabilir teni tenden, canı bedenden. Pek zayıfsın. Pek kolay inciniyorsun. Seni yaralayan ne çok şey var. Kanadı kırık kuşlar önce senin kanadını kırıyor. Hüznün için bin bir bahane var. Uçurumlar önce seni yutuyor; hep dağların ardına savruluyorsun. Kerem seni arıyor, aslı sana özeniyor. Leylâ çölde seni arıyor; Mecnûn sana ağlıyor. Zaman seni senden alıyor. Sürekli uçurumlar açıyor göğsüne. Yangınlar sunuyor göğsüne. Dağlar dağlardan uzaklaşıyor. Kalplerden kalplere çöller büyüyor.

Elin bir şeye yetişmiyor; parmaklarının arasından dökülüyor an. Ömrün sevdalarına yetmiyor; batan şeyleri sevmiyorsun, sevemiyorsun. Sabrın kıl kadar; günü akşam edemiyor, akşamı sabaha yetiştirmiyor.

Vakit sabah. Gün seni bekliyor. Yüklerin ağırlaşacak. Belin bükülecek. Dünya seni çağırıyor. Ömrün azalacak. Zaman tenini yoklayacak. Ruhun sıkılacak. Şimdi, şu halde, elini eline veren, güneşi sana gönderen, yağmurları alnına değdiren sonsuz kudret sahibine hâlini arz etmeyecek misin? Şimdi şu halde, en ince dertlerini bilen, belli belirsiz fısıltılarını işiten, içinin de içini bilen sonsuz rahmet sahibinin huzuruna varıp içini dökmeyecek misin?

Bak seni bekliyor sevgilin. Yangınını ona sunsan, bütün yangınlar söner, ayrılıklara yol bulunur. Gözlerini ona aç, bir de onunla yan. Alnına serinliğini dokundur. Yaralarını onun yanında kanat. Onunla ağla. Ağla ki göz yaşlarına tek tanık olsun. Sevdalarını onun başucuna topla. Aşklarını çoğalt alnında. Ağla.

Kanayan kalbinden sızılar vursun yüzüne. Ellerin sevgilinin yüzüne koşsun. Dağ dağa kavuşsun. Çöller çöllerde kurusun. Yüzler yüzlere baksın. Sular sularda boğulsun. Yüzün sevdiğinin yüzünde kalsın. Ağla. Ağla ki zaman sana kalsın. Zaman içinde kıvrım kıvrım yol olsun. Sonsuzluğa uzansın. Ağla..

Sevgiline koş. Gecenin örtüsü dağılsın. Şafağın saçları çözülsün. Gönlünü rüzgâr alsın. Bütün küsmeler küsüşsün, yalnız kalsın. Kavga kavgaya tutuşsun; kalbinden vurulsun. Hüzün hüzne bölünsün; azalsın, sıfırlansın. Ağla. Ağla ki gurbet gurbeti gurbete göndersin. Ağla ki gözünün yaşı ırmağa karışsın.

İşte sabah. Zamanın nehri göğsüne sokuluyor. Anlamını sende arıyor. Yüzünü yüzünün ayinesinde seyrediyor. Alnına Rabbin ışıklar dokunduruyor. İşte seccaden. Alnını öpmeye geliyor. Secdeler seni uçurumlardan uçuruyor, Sevgili’nin diyarına taşıyor.

Lâl dudaklı bir sevgili yolunu gözlüyor. Zaman seni sensiz kılıyor. Namaz seni sen kılıyor. Namaz insanı insan kılıyor. “Namaz insanı kılıyor.”
'kıl beni ey namaz...'

Kıl beni ey namaz

Çöllerden topla hücrelerimi

Rahmetinin serinliğinde yıka kalbimi

Kıl beni ey namaz

Ruhumu secdede yeniden fısılda bana.

Şah damarı yakınlığından emzir yetimliklerimi.

Kıl beni ey namaz

Dağlar küçülsün, denizler taşsın, dağılsın kalabalıklar.

Rükû rükû doğrult eğriliklerimi.

Kıl beni ey namaz

İkiye bölünsün kalbim kıblenin şakağında.

Sevgilinin işaret parmağı değsin göğsüme.

Kıl beni ey namaz

Topla sevdalarımı kırık aynaların çatlaklarından.

Ömrüme ilikle seviçlerimi, firûze düşler düşür alnımın şafağına.

Kıl beni ey namaz

Tenim İbrahim gibi ateşe düşmüşken

Gül kokulu serinlikler değdir yüreğime

Kıl beni ey namaz

Günahın, isyanın, nisyanın kuytusunda büyüttüğüm pişmanlıklarımın yüzünü kaldır yerden.

Al karanlıklarımı, al karalıklarımı gözbebeklerinde yıka.

Kıl beni ey namaz.

İnsan kıl beni.

Doğru kıl.

Duru kıl

Diri kıl beni.

İnsan kıl bu bedeni.

Senâi Demirci

Resimli cuma Duası


Cumamız hepimize Mubarek olsun


Bugün cuma!Bir Cuma ve Bir Müslüman Bayramı daha..
Rabbim Yapacağımız ve Yaptığımız, Tüm Hayırlı Dualarımızı kabul Buyursun İnşAllah…
Cumamız Mübarek Olsun.Rabbim Cuma hürmetine, amellerimize ihlas, gönlümüze huzur,
hastalıklarımıza şifa nasip eylesin.Amin...