19 Ocak 2010 Salı

Ebubekir (ra) niye çok büyük mümin?


Çok büyük,çünkü O'nu çok sevdi de,onun için çok büyük.

Sıdkında,sadakatında,asla ihanet etmedi onun için!

Fahr-i Kainat birgün minberde konuşuyorlardı.
Gözleri birini arıyordu,arıyordu ama göremiyordu.
Ebubekir (r.a) hep rahmetin olduğu yerlerde sıkıntının olduğu yerlerde,öndeydi.

Ama biri bir şey mi dağıtacak,gerilerdeydi?Görünmemek,uzakta kalmak...
Kenarda durmak,büyük tasavvuf erbabının hayatları boyunca terennüm ettikleri şey.
Halkın içinde olmak,o an halkla olabilmek.

Sıddık öyleydi.

Allah Resulu onu görememişti ve birden sordu:

''Ebubekir (r.a), Ebubekir (r.a)! Nerdesin?''

''Lebbeyk!'' diyordu.

''Buradayım Ey Allah'ın Resulu!''

Fahr-i Kainat bakıyor ve Ebubekir Sıddık'a diyordu ki:

''Biraz önce Cebrail (a.s) bana geldi, dedi ki:

' Ey Muhammed (s.a.v)!Senin ümmetinde senden sonra en büyük mü'min Ebubekir (r.a) dir.
'Seni görmek istedim de....''

Medine-i Münevvere yerinden sarsılıyordu.
Medine-i Münevvere Sevgilinin sevdiğini seviyordu. Sevgili'yi seveni seviyordu.

Bir başka seferinde Allah Resulü şöyle buyurmuştu:

''Şayet ben özel bir dost edinseydim,halvette bir dost edinseydim,
Ebubekir (r.a)'i dost edinirdim.Lakin din kardeşliği var...''

Nebiler serverinin dostu,o manadaki dostu,halvet dostu ancak Allah(C.C.) olabilirdi...

Medine-i Münevvere sıddık ile tanışıyordu.Dün Mekke tanımıştı onu...

Medine-i Münevvere'nin yeni mü'minleri hicret eden bir Ebubekir (r.a) buluyorlardı.

Fahr-i Kainatın yanıbaşında...

Nihat Hatipoğlu - Dört Halife

18 Ocak 2010 Pazartesi

Ey gönül, “GÖNÜL” ol!…

Gönül” ol

Hz. Mevlana “Mesnevi”sinde şöyle diyor:

“Müminlerin müminliklerinin belirtisi, gönüllerinin kırıklığı ve mağlubiyettir, alt oluştur.

Fakat müminlerin alt oluşlarında bile bir güzellik vardır.

Sen miski ve anberi (güzel kokular) kıracak olursan, dünyayı onların güzel kokuları ile

doldurmuş olursun.”

Mağlubiyetimi zaferlerin en güzeli belledim. Bildim ki, lginin getirdiği acı, kalbimi saran katılıkları


kıracak ve onun içindeki gönül ortaya çıkacaktır.


(Gönül, sevgiyi içinde taşıyan kalp demektir.) Ne güzel, bir gönüle sahip olmanın mutluluğunu


yaşayacağım. Yenilgime bakıp bana acıyanlar, bilmiyorlar ki, asıl acınması gereken kendileridir.

Kokuların en güzeli gönül kokusudur; çünkü o koku, Rabbin kokusudur. O kokuyu mükellef


sofralarda, son model araçlarda, villalarda, yalılarda bulamazsınız. O koku, kırık gönüllerde, mağlup ruhlarda bulunur.


O kokunun izini sürmek için nice canlar düştü yollara. Kimileri çölleri mekan edindi, kimileri de dağları, ovaları.

O koku, kimi zaman bir çöl rüzgarına binerek geldi, kimi de mağaralardan fışkırdı vadilere.

O kokuyu duyanlardan bazıları, misk geyiği gibi, kendini uçurumdan aşağı bıraktı. Yıllar yılı


mağaralarda alnı secdelere çakıldı, kimilerinin de.

Evime geliyorum, belki duyarım o kokuyu diye. Evinin bir köşesinde o kokudan bir kitle


bulunuyorsa, ne mutlu sana. “Mutluluk” diyordun, işte mutluluğun sırrı bu kokudur.

Bu koku diriltici kokudur; bu koku, var edici kokudur.

Kır kibir bardağını, çal yere umutsuzluk testini. Katran yürekli insanlardan uzak dur. Yenilgini


önemse. Göreceksin ki, gönül miskin çevreyi tutacak, nice canlar o kokuyla dirilecek.

Oysa, kokularımız diriltici değil, bilakis öldürücü. “Zafer”imizi kutlamak için bize yanaşanlar, zift


dolu yürekliğimizin iğrenç kokularına maruz kalıyorlar.

Mağlubiyetimize yanaşan yok. Dost, mağlubiyetin doğurduğu çocuktur. Düştüğün zaman kalbine


eğil, orda dostun kokusunu duyacaksın..

Ey varlık hapsinde, etrafını altınlarla, gümüşlerle donatmaya çalışan kalp. Sonra sen nasıl


kırılacak ve “gönül” olacaksın.

Kimi zirveye tırmanınca mutlu olur, kimi de kuyuya düşünce.


Nemrut, “tanrı”yı vurmak için göklere yükselmiş ve “ululuğunu” ilan etmişti. Yusuf ise kuyuda


ermişti sonsuzluğun sırrına. Nemrut, bir topal sineğe rezil olmuştu,


Yusuf ise Mısır’a sultan. Biri, kırılmayan, taş kalbe k düşmüştü; öbürü kırık kalbinin


derinliklerinde manalar devşirmişti. Birinin kokusu “


Nemrut” diye kokuyordu, diğerinin kokusunu sabah rüzgarı, “Yusuf Yusuf” diye bütün aleme


dağıtıyordu.

Ey gönül, sen hiç kuyuya düşmemişsen, sana “Yusuf” nasıl diyeyim?

Ey gönül, sen hiç secdede miraca vasıl olmamışsan, sana Ahmed’in kokusu nasıl ulaşsın?

Ey gönül, sana sıra sıra çarmıhlar dizilmemişse, İsa nefesinin diriltici kokusunu doya doya içine


çekebilir misin?

Ey gönül, başın yere düşmemişse, Hüseyni zaferler seni nasıl selamlasın?

Ey gönül, senden önceki kırık gönüllerin şifresini çözememişsen, cennet kokularını nasıl


duyarsın?

Ey gönül, sana deli desinler, divane, mecnun desinler; sana mağlup desinler, lginin zillet içindeki


çocuğu desinler. Fakat ey gönül, sana, zaferin sarhoşu demesinler. Sana, “kalbini kıramadı”


demesinler.

Ey gönül, haydi lgini mübarek kıl. Kır kalbini ve “gönül” ol. Kokular devşir cennetten; hatta daha


ötelerden.

Ey gönül, “GÖNÜL” ol!…

Dr.Ali Taşcı

17 Ocak 2010 Pazar

Gece Namazı




Yüce Rabbimiz gece namazlarini kilanlari, seherde uyanik olanlari cennet nimetlerine kavusacaklar diye Kuran da medhu sena etmistir. " Seher vaktinde Allah'tan bagis dileyenler."(Al-i Imran suresi) iste Kuran lisaniyla medhedilmek isteyen seherde uyansin ve gece namazlarina devam etsin.


Peygamberimz (s.a.v) söyle buyurmuslardir:
üç ses vardir ki Allah bu sesleri sever:
1- horoz sesi
2- Kuran okuyanin sesi
3- Seher vakti istigfar edenlerin sesi
( Ramuzul ehadis, s: 267)
seherler cok kiymetli ve bereketli vakitlerdir gecenin bütün derinliigi Rahman'in yüce magfireti bu vakitte çogalir ve insanlar Allah'a daha yakin olurlar...
Bilali Habesi seherde insanlari su sekilde uyandirirdi;
Ey gaflet uykusuna dalanlar artik uyanin
Sabahin fecri, gecenin karanligini deldi.
Ey uyuyan! uykudan uyan, kalk
Seni dinlendiren Rabbine dön, gece suratle gitmektedir.
Ey kendisini uyku kaplamis zavalli!
Sen uyuyorsun fakat Rabbin uyumaz.
Rabbin seni kapisina davet ediyor
Kalk! seni af buyurmasi için niyaz eyle!

"Gecenin bir kısmında kalk, sana aid nafile olarak onunla (Kur'an'la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır." ( isra suresi 79)

"Onların yanları (gece namazına kalkmak için) yataklarından uzaklaşır. Rablerine korku ve umutla dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler." ( secde suresi 16)

16 Ocak 2010 Cumartesi

Sabır...Men sabera zafera

Sabır...Men sabera zafera

"Sabretmek büyük bir zaferdir."

Sabrın sonunda birşey bekleme.
Sabır, o işi ALLAH'a bırakmaktır.
Sabrınızı kat'iyyen zorlamaymız!
Zedelemeyiniz!
Sabrı sabır ile takviye ediniz!

Sabır hiçbir şeye "hilesi olmayanın hilesidir."
Bu ne demektir?
Bunda:
Her şeyin ALLAH'ın ezelde takdir ettiği maddî ve mânevî kanunlara göre cereyan ettiğini tasdik ve iman ederek o ilâhi kanunlara imkân âleminde uymaktır.
Bu sözlerin kısa ve hulâsa ifadesi şu demektir;
Akşam oldu güneş battı.
Yarın tekrar doğacak.
Bunu hiçbir düşünce ve itiraz yapmadan kabul etmek demektir.
Dünyada her hadise aynıdır.
Kimi görünür, anlaşılır.
Kimi görünmez, anlaşılmaz.
Fakat hepsi bir kanun dahilinde cereyan eder.
Bu değişmez, değiştirilemez.
Her şeyde sabır bu değişmeyen bazen anlaşılan, çok defa anlaşılamayan kanun icabıdır.
"İşte hilesi olmayanın hilesidir" sözü budur.

ALLAH "Es SABÛRdur".
Yani ezelde koyduğu kanunlara sadıktır.
Onu bozmaz.
Bozarsa halk ettiği şeylerde, kanunlarda noksanlık var demektir.
Cenab-ı ALLAH sabrı, belâ ve musibet nisbetinde ihsan eder.
Sabır ile ALLAH'ın takdir ve inâyetine intizar bekleme, ibadetdir.
Bunlar hadîstir.

Sabır bir nevi şahsî kahramanlıktır.
Yoksulluk, acı, keder imkânsızlıklarla doludur.

Dünyada en büyük kuvvet inanmış "insandır".

Cesur bir düşünce ile, tamiri çok çetin ve imkânsız olan ağır şartlar altında sabrın en büyük ilâhi bir kuvvet olduğunu unutmamalıdır.

SABR-I CEMiL diye islâmda bir tâbir vardır.
"ALLAH cemil ve cemâli sever"
Mübârek sözü sabrın ALLAH tarafından sevildiğini ilân eder.
Zira:
"ALLAH sabredenleri sever"
"Ennallahe yuhibbu's- sabirîn".
Çünki ALLAH'ın en büyük esmâlarının hepsi "Es SABÛR" esmâ-i ilâhisinde toplanmıştır.

"Ehlullah" diye güzel bir tâbir vardır.
Bunlar kimlerdir:
Ancak ALLAH'a rabt-ı kalbeden demektir.
Velî. Evliyâ kelimeleri bunları ifade eder.
Bunlar "Es SABÛR" esmâsında erimişlerdir.

İnsanların bazıları vahşi hayvanlardan daha vahşi ve yırtıcıdırlar.

ViCDAN: Ruhun mevcudiyet-i zâtiyesîni bilmeğidir.
Mâneviyatın husule getirdiği hissi derûnu.

EDEB: Usluluk.

HAYÂ: Yaratılıştan ve insanın elinde olmayan mânevî utanma, çekinme.

NAMUS: İnsan hasletlerinin hülâsasını ifade eden mukaddes bir kelime. Târif edilmez.

FAZiLET: insanın yaratılışmdaki iyilik, mânevî dürüstlük.

ŞEREF: Mânevî yükseklik.

Her gemide fare vardır.
Amma bazı gemilerde kaptanla beraber sulara gömülmeyi göze almış mert tayfalar da vardır.

"Sabır, önceleri zehirdir. Huy edinilirse bal olur."
Şeyh Sâdi.
2.9.1982, Pazar

Sabr : Acıya ve zorluğa katlanmak. * Bir musibet ve belâya uğrayanın telâş ve feryad etmeyip sonunu bekleyip tahammül ile katlanması. * Muharebede şecaat gösterme. * Bir kimseyi bir şeyden alıkoymak. * Öğrendiği bir şeyi başkasının da öğrenmesi için tâkat getirmek

Rabt-ı kalb : Kalb bağlılığı.

Vicdan : İnsanın içindeki iyiyi kötüden ayırabilen ve iyilik etmekten lezzet duyan ve kötülükten elem alan manevî his. * Kendinden geçme, dalma. * Bir şeyi bir halde görme, bulma. * Duyma, duygu. * İnanç. * Şuur. * Bâtın ile Hakkı tanımak. * Din.


Dr. Münir Derman

15 Ocak 2010 Cuma

ALLAH(c.c)' a yaklaşmak için...!!!!



Büyük İslam düşünürleri(mütefekkirleri)diyorlar ki…
Şeytandan kurtulup,Gerçek ALLAH(cc) dostu olmak isteyen
Kişi önünden şu üç büyük engeli kaldırmak zorundadır
A) Şeytanı ve onun aşılamak istediği kötü duygu ve düşünceleri
B) Nefsi ve onun çirkin istek ve arzularını
C) Dünya ve insanoğlunu ALLAH(cc) yolundan saptıran dünyalıklar
Şimdi üç madde halinde sıraladığımız bu engelleri tek tek açıklayalım

A)Şeytanın gayesi ve isteği nedir?
Hemen cevap verelimŞeytanın baş arzusu kişi dininden edip,
Kendisine Cehennemde temelli olarak kalacak bir arkadaş
Edinmektir
Yüce Rabbimiz bu konuda şöyle buyuruyor
“Şeytan insanoğluna,küfür ve inkara SAP demişti”(Haşr,15)

“ALLAH(cc) Rahmet ve mağfireti, Şeytan ise fakirlik ve düşkünlüğü
va’deder “(Bakara,268)

B)Nefs daima çirkin kötülükleri işlemeyi ve ALLAH(cc) ibadet
Ve taati terk etmeyi ister
Çünkü nefs gerçek yaratılışı gereği eksik ve kusurludur
ALLAH(cc) bu önemli noktayı Yusuf Peygamber’ın ağzından
Şu sözlerle dile getiriyor
“Şüphesiz ki nefs (sahibini ) daima kötülük istemeye sürükler”
(Yusuf,53)
Nefsin gelip geçici istek ve arzularına gelince ,bunlar kişiyi şehvetlerini tatmin etmeye ve ALLAH(cc) yolunda verilmesi
Gereken titiz hizmetleri terk etmeye iter
Bu konuda da ilgili Rabbimiz şöyle buyuruyor
“ALLAH(cc)’ın huzuruna çıkarak hesap vermekten korkan ve nefsinin
çirkin istek ve arzularını frenleyen kimsenin Ahirette şığınacağı şüphesiz cennettir”(Naziat ,40)

C)Dünya daima dünyalık işlerin Ahiretle tercih edilmesini ister
O yüzden de insanoğlunu geçici ve aldatıcı güzellikleriyle
Oyalar
Yüce Mevlamız buyuruyor ki
“ALLAH(cc)’’a karşı başkaldırıp azgınlaşan ve dünya hayatını (Ahirete)
tercih eden kimsenin sığınacağı şüphesiz ki Cehennemdir”
(Nazi’at,37)
Evet,önünde duran şu üç engeli kaldırdıktan sonra kişi
ALLAH(cc)’ın rızasına kavuşur
Şeytana uyan,onun arzu ve istekleri istikametinde hareket eden kişi,tıpkı şeytanın uğradığı korkunç azaba uğrar

Nefsin sonu gelmez istek ve arzularına kapılan kimse Ahirette
Çetin bir hesaba çekilir

Dünyanın geçici ve aldatıcı güzelliklerine gönül kaptıran
Kimse ise,ne tam manasıyla bu dünyanın tadına varabilir,
Ne de Ahirete Cennete kavuşabilir
Hiçbir muradına dilediği gibi erişemezve her iki dünyasını da
Kaybeder
Yüce Rabbimiz bu konuda da şöyle buyuruyor
“Esirgeyici olan ALLAH(cc)'a anmaya karşı göz yuman kimseye Biz
Şeytanı musallat ederizArtık Şeytan onun yanından ayrılmaz arkadaşıdır
“Zuhruf,35) (tehret-ürriyaz)

12 Ocak 2010 Salı

Dirilt Beni Rabbim !




Selamün Aleyküm
Bana çok uzun gelen bir süredir sizlerden ayrı kaldım.
Ve bloğumu çok özledim bloğumu yokluğumda yalnız bırakmayan,
tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim sizleri Allah için seviyorum.
sağlığım ve vaktim oldukca hepinizin ziyaretlerinize de geleceğim.
Hepinizin bildiği gibi Kurban Bayramında Annemi kaybettik.

Bundan sonra göğüs ağrılarım başladı ve sıklaştı.
Mecburen Hastahaneye Doktora gitmek zorunda kaldım.
(Kaldım diyorum çünkü 5.5 yıl önce eşimi bir hastahanenin
acil bölümünde gözlerimin önünde kaybetmek bende,

hastahane ve doktordan kaçış başlattı.)
7 ocak Perşembe günü
doktora gittim muayene ve yapılan tetkiklerden sonra
8 ocak Cuma gününe Anjio yapılmasına karar verildi.
Anjio yapıldı çok şükür,ciddi bir şey çıkmadığını
söyledi doktor.
Daha sonuçları almadık bir kaç gün içinde gidecğim doktoruma.
İşte böyle Hayat öyle sürprizlerle doluki
insan başına ne geleceğini bilemiyor
.Hepimize sağlıklı günler Duası ile Allah'a Emanet olun.


Tükeniyorum Rabbim!

Yanlız kaldığımı düsünüp,varlığının her an,


her noktasında


tezahur ettiğini, beni

devamlı koruyup gözettiğini,

gönlümden geçenlere dahi cevap verdiğini unuttuğum an!



"Rabbim"demeyi unuttugumda

tükeniyorum!

Diriliyorum Rabbim!

Sana yaslandığım ,Sana güvendiğim... Seninle başlayıp,


Seninle devam ettiğim,

tüm işlerimi Sana havale ettigim an! "Ne güzel dostsun"



dediğimde diriliyorum.

Tükeniyorum Rabbim!

Tüm sevdiklerimden;anne babamdan,canandan,ten kafesindeki



candan yakın olduğunu

bilerek,ellerimi Sana açmayı,

Senden çözüm ,Senden çare beklemeyi, hüzünlenip,



kederlenip, sızlanarak, sızımı

gidereceğini unuttuğum an!

"Bu dertler neden bana?" dediğimde tükeniyorum.

Diriliyorum Rabbim!

Havayı soluyup Seninle dolduğum, gözümü açtiğımda



Seni bulduğum,

en saglıklı irtibatı

Seninle kurduğum,

tüm dünya bana küsse de Seni umduğumdan!

"Kahrın da hoş, lütfun da hoş"dediğimde diriliyorum.

Tükeniyorum Rabbim!

Dünya meşgalesine dalıp bir cenneti, bir azabı,

bir de ölümü unuttuğum an!

"Beni affet" demeyi unuttuğumda tükeniyorum.

Diriliyorum Rabbim!

Yandığımda Seninle söndüğüm,Seni anıp



ruhumu güldürdüğüm,

O sırlı gücünden kuvvet
aldığım,

Seninle yürüdüğüm,Seninle bulustuğum,



seninle konuştuğum an!

"Yarab, bırakma ellerimi" dediğimde diriliyorum.

Engelle tükenişimi. Dirilt beni Rabbim!

7 Ocak 2010 Perşembe

Güzeli seven RABBim, benim içimi de Nurunla güzelleştir. (Amin)


Güzeli seven RABBim, benim içimi de Nurunla güzelleştir. (Amin)

İçimin güzelliğiyle davranışlarım Nurlansın... (Amin)

Gözlerimin bakışında SEN olmalı, kirpiğimin ucundaki damlada SEN parlamalısın..!

SENİN yolunda çalışırken yorulduğum için dinlenmeliyim. Rahatım da SENİN için olmalı

yani...

Uykumda SENİ sayıklamalıyım...

Yollarim SANA gelmeli hep..

Dönse dolaşsa, yine SENİ bulmalı adreslerim..
.
Hayatımdaki her ciddi adımı SENİN için atmalı, yine SENİN için koşmalıyım SENİN

yolunda.!

Affetmeyi seven RABBim, affedilmenin huzurunu yaşattır bana..(Amin)

Günahkar kulunun tek tesellisi; SENİN huzurunda af dilerken, süzülen gözyaslarıdır.

Bunca günahıma rağmen beni bir nebze rahatlatan; Tövbe etmeyi nasip eden RABBimin,

kullarını affetmeyi sevmesidir...

SENDEN koparma beni,(Amin) SENSİZ bırakma kalbimi.! (Amin)

SENDEN uzak kalinca öyle aciz öyle çaresizimki

SENİNLEyken huzurum dorukta ; sanki herşey, her güzel şey benim, tüm mutluluklar

benimle..

Dünyanin tüm çiçeklerini koklasam, SANA dua ederken ki huzuru yine bulamam...!

En güzel sözleri kullansam SENİN için. hep SENİ söylesem konuştuğumda; SENİ anlamaya

yine doyamam.!


Dostlarını sevsem, kalplerinde SEN yaşıyorsun diye,

Tüm yarattıklarina ibretle baksam, SENİ hatırlatıyor diye,

İçimdeki sevgiye dair, her ne varsa yapsam; SENİ sevmeye yine doyamam..!!

Kulunu affeder misin RABBim? Beni SANA adasam???

Güzeli seven GÜZEL!

SANA feda edeceğim güzellikler ver...!

Amin...