1 Ocak 2010 Cuma

Namaz insanı kılar" Kıl beni ey namaz.


Zaman puslu bir nehir gibi akıyor içinden. Kıyılarını bilmiyorsun. Nerede başladığını bilmiyorsun. Nerede bittiğini bilmiyorsun. Hangi yöne aktığını bilmiyorsun nehrin. Sadece akıyor, sadece akıyor. Çağıltısını duyuyorsun sadece. Yatağına kırgın gibi; bazen taşıyor, bazen duruluyor, bazen çekiliyor. Kimse kenarında kalmıyor bu nehrin; seni de içine çekiyor, sevdiklerini göğsüne alıyor, sevdalarını sürükleyip uzak denizlere döküyor.

İçine kıvrılıyor gibi zaman. Göğsüne sokulup aşklarına dokunuyor, acılarını dokuyor. Aklında hesapları yarım bırakıyor, kalbinde yaralar açıyor, tenini dağlıyor. Hüsran içinde hüsran büyütüyor. Hayâl köprülerinin altından geçiyor. Taştan hatıralarını okşuyor. Kıvrım kıvrım içinden akıyor. Sana dokunuyor zaman. Seninle tükeniyor.

İçinde kıvranıyor zaman. Seninle tükeniyor. Yağmur sularına hasret kumlar gibi kuruyor, eriyor. Bozuk saatlere aldanıyor. Şarkı sözlerine dolanıyor. Hülyâların göğsüne kanıyor. Yalancı şafaklarla oyalanıyor. Akşamları göllerde dinleniyor. Öğle vakitleri koşturuyor. Şehirlerin telaşında eriyor. Anlamsız duvarlara gölge olup sokuluyor. Düşen yaprakla sırdaş olup dertleniyor. İçinde ağlıyor zaman. İçinde kıvranıyor.

İşte sabah. Lâl dudaklı bir sevgili zaman. Alnından öpüyor her şafak. Gözlerini açtığın yerde buluyorsun kendini. İşte bir kez daha varsın. Var edilmişsin. Uykunun çatlaklarından sızıyor gibi nehir. Elinden tutuyor; taze bir güne yolcu ediyor seni Sevgili. Kendini unuttuğun yerde yeniden hatırlanıyorsun. Kendini unutturduğun demde yeniden insan oluyorsun. Uyanıyorsun. Uyanıyorsun. Göz kapaklarını açmaktan fazlasını yapıyorsun.

Anla ki sen kendine ait değilsin. Bir göz kapağının ardında yitebilirsin. Gecenin koynunda sevdiklerinden kopabilirsin. Zaman nehri ayırabilir teni tenden, canı bedenden. Pek zayıfsın. Pek kolay inciniyorsun. Seni yaralayan ne çok şey var. Kanadı kırık kuşlar önce senin kanadını kırıyor. Hüznün için bin bir bahane var. Uçurumlar önce seni yutuyor; hep dağların ardına savruluyorsun. Kerem seni arıyor, aslı sana özeniyor. Leylâ çölde seni arıyor; Mecnûn sana ağlıyor. Zaman seni senden alıyor. Sürekli uçurumlar açıyor göğsüne. Yangınlar sunuyor göğsüne. Dağlar dağlardan uzaklaşıyor. Kalplerden kalplere çöller büyüyor.

Elin bir şeye yetişmiyor; parmaklarının arasından dökülüyor an. Ömrün sevdalarına yetmiyor; batan şeyleri sevmiyorsun, sevemiyorsun. Sabrın kıl kadar; günü akşam edemiyor, akşamı sabaha yetiştirmiyor.

Vakit sabah. Gün seni bekliyor. Yüklerin ağırlaşacak. Belin bükülecek. Dünya seni çağırıyor. Ömrün azalacak. Zaman tenini yoklayacak. Ruhun sıkılacak. Şimdi, şu halde, elini eline veren, güneşi sana gönderen, yağmurları alnına değdiren sonsuz kudret sahibine hâlini arz etmeyecek misin? Şimdi şu halde, en ince dertlerini bilen, belli belirsiz fısıltılarını işiten, içinin de içini bilen sonsuz rahmet sahibinin huzuruna varıp içini dökmeyecek misin?

Bak seni bekliyor sevgilin. Yangınını ona sunsan, bütün yangınlar söner, ayrılıklara yol bulunur. Gözlerini ona aç, bir de onunla yan. Alnına serinliğini dokundur. Yaralarını onun yanında kanat. Onunla ağla. Ağla ki göz yaşlarına tek tanık olsun. Sevdalarını onun başucuna topla. Aşklarını çoğalt alnında. Ağla.

Kanayan kalbinden sızılar vursun yüzüne. Ellerin sevgilinin yüzüne koşsun. Dağ dağa kavuşsun. Çöller çöllerde kurusun. Yüzler yüzlere baksın. Sular sularda boğulsun. Yüzün sevdiğinin yüzünde kalsın. Ağla. Ağla ki zaman sana kalsın. Zaman içinde kıvrım kıvrım yol olsun. Sonsuzluğa uzansın. Ağla..

Sevgiline koş. Gecenin örtüsü dağılsın. Şafağın saçları çözülsün. Gönlünü rüzgâr alsın. Bütün küsmeler küsüşsün, yalnız kalsın. Kavga kavgaya tutuşsun; kalbinden vurulsun. Hüzün hüzne bölünsün; azalsın, sıfırlansın. Ağla. Ağla ki gurbet gurbeti gurbete göndersin. Ağla ki gözünün yaşı ırmağa karışsın.

İşte sabah. Zamanın nehri göğsüne sokuluyor. Anlamını sende arıyor. Yüzünü yüzünün ayinesinde seyrediyor. Alnına Rabbin ışıklar dokunduruyor. İşte seccaden. Alnını öpmeye geliyor. Secdeler seni uçurumlardan uçuruyor, Sevgili’nin diyarına taşıyor.

Lâl dudaklı bir sevgili yolunu gözlüyor. Zaman seni sensiz kılıyor. Namaz seni sen kılıyor. Namaz insanı insan kılıyor. “Namaz insanı kılıyor.”
'kıl beni ey namaz...'

Kıl beni ey namaz

Çöllerden topla hücrelerimi

Rahmetinin serinliğinde yıka kalbimi

Kıl beni ey namaz

Ruhumu secdede yeniden fısılda bana.

Şah damarı yakınlığından emzir yetimliklerimi.

Kıl beni ey namaz

Dağlar küçülsün, denizler taşsın, dağılsın kalabalıklar.

Rükû rükû doğrult eğriliklerimi.

Kıl beni ey namaz

İkiye bölünsün kalbim kıblenin şakağında.

Sevgilinin işaret parmağı değsin göğsüme.

Kıl beni ey namaz

Topla sevdalarımı kırık aynaların çatlaklarından.

Ömrüme ilikle seviçlerimi, firûze düşler düşür alnımın şafağına.

Kıl beni ey namaz

Tenim İbrahim gibi ateşe düşmüşken

Gül kokulu serinlikler değdir yüreğime

Kıl beni ey namaz

Günahın, isyanın, nisyanın kuytusunda büyüttüğüm pişmanlıklarımın yüzünü kaldır yerden.

Al karanlıklarımı, al karalıklarımı gözbebeklerinde yıka.

Kıl beni ey namaz.

İnsan kıl beni.

Doğru kıl.

Duru kıl

Diri kıl beni.

İnsan kıl bu bedeni.

Senâi Demirci

2 yorum:

  1. Senai Demirci'nin "Namaz İnsanı Kılar, Kıl Beni Ey Namaz" konulu yazısını büyük bir keyfle zevk alarak okudum. Bu anlatıyı bizimle paylaşan kaleminize, emeğinize ve gönlünüze sağlık ve mutluluklar dilerim. Allah'a emanet olun ve sağlıcakla kalın.

    YanıtlaSil